ALLAH Sevdiği Kullarına Neler Verir?


Allah sevdiği kuluna, dünyanın fani olduğunu anlamasını, üstün bir ilim elde etmesini ve hatalarını görme imkanını verirmiş.  1. Dünyanın fani yüzü, Allah’ı düşünmeye, ona kulluk etmeye mani olan yönüdür. Rivayetlerde “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.” denilmiştir. Onun geçici olduğunu, hiç kimseye sonuna kadar yâr olmadığını görmek, ondan vazgeçmenin bir yoludur. Ondan vazgeçmek ise, kalben sevmemektir. Yoksa, çalışmayı bırakmak demek değildir. Abdulkadir Geylanî Hazretleri “Dünyayı kalbinden çıkarıp, eline alırsan, sana zarar vermez.” der.  İŞTE İNSANI HIRSLARINDAN VE DÜNYA SEVGİSİNDEN UZAKLAŞTIRAN MÜTHİŞ SIRLAR.. “Lezzetleri acılaştıran ölümü çokça hatırınıza getirin.”  2. İlk emri “Oku” olan bir dinin ilme verdiği önem izaha ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Ancak, ilmin başı Allah’ı tanımaktır. Hikmetin başı ise Allah korkusudur. “Allah’tan gerçek anlamda korkanlar ancak alim olanlardır.”(Fatır, 35/28) Bu ayette, ilmin neden önemli olduğuna işaret edilmiştir. Allah’a götürmeyen bir ilim sadece insanın aleyhine delil olamaya yarar. Bu yüzdendir ki, Efendimiz: “Allah’ım! Faydasız ilimden sana sığınırım.” diye Rabbine yalvarmıştır.  3. Kendi kusurlarını görmek fazilettir. “Allah, bir kuluna iyilik murat ederse, onu kendi kusurlarını görmeye muvaffak eder.” Bu hadis, konumuza ışık tutmaktadır. Özetle: - Dünyanın faniliğini kalbine yerleştiren, sevgisini kalbinden çıkarır. Onun yerine Allah’ın sevgisini kalbine yerleştirir. Allah’ı seven ona karşı gelmekten sakınır.  “Allah, takva sahiplerini / Allah’a karşı gelmekten sakınanları sever.”(Al-i İmran, 3/76)  - Gerçek ilim sahipleri, gerçekten Allah’a karışı saygılı olurlar, takvayı esas alırlar ve hayatlarında iyi davranışları sergilemeyi prensip edinirler.  “Takva sahipleri bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar. Kızdıklarında öfkelerini içlerine atıp yutarlar. İnsanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.”(Al-i İmran, 3/134) mealindeki ayetin sırrına ererler.  - Kusurunu gören tövbe istiğfar eder. İstiğfar eden affedilmeyi hak eder. Sonsuz rahmete iltica eden rahmetten mahrum kalmaz.  “Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.”(Bakar, 2/222) ayetinin sırrına mazhar olur.  İnsanın kendi iç muhasebesinde, kendi nefsine daima suizan etmesi, onu şımartmaması, ama ümitsizliğe de düşmemesi gerekir.  Bu sebeple “Allah’ın sizi ne kadar sevdiğini öğrenmek istiyorsanız, sizin onu ne kadar sevdiğinize bakın.” formülünü sağlam tutmak gerekir.  Her mümin, Allah’ı mutlaka sever. Fakat sevgi çekirdeğinin ağaç olması, dal-budak salması, çiçek açması, meyve vermesi için, onu gönlün en derin toprağına ekmek, İman ışığıyla enerji vermek, İslam suyu ile sulamak ve güzel ahlak meltemiyle havalandırmak gerekir.

Allah sevdiği kuluna, dünyanın fani olduğunu anlamasını, üstün bir ilim elde etmesini ve hatalarını görme imkanını verirmiş.

1. Dünyanın fani yüzü, Allah’ı düşünmeye, ona kulluk etmeye mani olan yönüdür. Rivayetlerde “Dünya sevgisi bütün günahların başıdır.” denilmiştir.

Onun geçici olduğunu, hiç kimseye sonuna kadar yâr olmadığını görmek, ondan vazgeçmenin bir yoludur. Ondan vazgeçmek ise, kalben sevmemektir. Yoksa, çalışmayı bırakmak demek değildir.

Abdulkadir Geylanî Hazretleri “Dünyayı kalbinden çıkarıp, eline alırsan, sana zarar vermez.” der.

İŞTE İNSANI HIRSLARINDAN VE DÜNYA SEVGİSİNDEN UZAKLAŞTIRAN MÜTHİŞ SIRLAR..

“Lezzetleri acılaştıran ölümü çokça hatırınıza getirin.”

2. İlk emri “Oku” olan bir dinin ilme verdiği önem izaha ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Ancak, ilmin başı Allah’ı tanımaktır. Hikmetin başı ise Allah korkusudur.

“Allah’tan gerçek anlamda korkanlar ancak alim olanlardır.”(Fatır, 35/28)

Bu ayette, ilmin neden önemli olduğuna işaret edilmiştir. Allah’a götürmeyen bir ilim sadece insanın aleyhine delil olamaya yarar. Bu yüzdendir ki, Efendimiz: “Allah’ım! Faydasız ilimden sana sığınırım.” diye Rabbine yalvarmıştır.


3. Kendi kusurlarını görmek fazilettir.
“Allah, bir kuluna iyilik murat ederse, onu kendi kusurlarını görmeye muvaffak eder.”

Bu hadis, konumuza ışık tutmaktadır. Özetle: - Dünyanın faniliğini kalbine yerleştiren, sevgisini kalbinden çıkarır. Onun yerine Allah’ın sevgisini kalbine yerleştirir. Allah’ı seven ona karşı gelmekten sakınır.

“Allah, takva sahiplerini / Allah’a karşı gelmekten sakınanları sever.”(Al-i İmran, 3/76)

- Gerçek ilim sahipleri, gerçekten Allah’a karışı saygılı olurlar, takvayı esas alırlar ve hayatlarında iyi davranışları sergilemeyi prensip edinirler.

“Takva sahipleri bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar. Kızdıklarında öfkelerini içlerine atıp yutarlar. İnsanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.”(Al-i İmran, 3/134) mealindeki ayetin sırrına ererler.

- Kusurunu gören tövbe istiğfar eder. İstiğfar eden affedilmeyi hak eder. Sonsuz rahmete iltica eden rahmetten mahrum kalmaz.

“Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.”(Bakar, 2/222) ayetinin sırrına mazhar olur.

İnsanın kendi iç muhasebesinde, kendi nefsine daima suizan etmesi, onu şımartmaması, ama ümitsizliğe de düşmemesi gerekir.

Bu sebeple “Allah’ın sizi ne kadar sevdiğini öğrenmek istiyorsanız, sizin onu ne kadar sevdiğinize bakın.” formülünü sağlam tutmak gerekir.

Her mümin, Allah’ı mutlaka sever. Fakat sevgi çekirdeğinin ağaç olması, dal-budak salması, çiçek açması, meyve vermesi için, onu gönlün en derin toprağına ekmek, İman ışığıyla enerji vermek, İslam suyu ile sulamak ve güzel ahlak meltemiyle havalandırmak gerekir.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.