Yalnızlığın İç Savaşı


Hızlı bir şekilde kaldırımları adımlayarak , kalabalığa aldırmadan sağdan soldan birilerine çarparak ve onların mırıldanmalarının yarattığı uğultuya kulak vermeden attım kendimi kafenin içine. İyice üşümüştüm. Çisildeyen yağmur sanki içime işlemiş ve derinlerden gelen bir titreme dudaklarımı zonklatacak kadar ağır darbelerle yokluyordu. Bir an herkes bana bakıyor sanarak direkt sipariş vermek üzere kasaya doğru yöneldim . Ancak ellerimin boğumları kıpkırmızı olmuş ve hafiften titremeleri  beni bir panik içine sokmuştu.

Kasayı enlemesine geçerek , hiçkimse ile göz teması kurmamaya çalışarak tuvalete doğru yöneldim. Önce sıkıştığımdan dolayı ihtiyacımı gidermek istiyordum. Sonra ise önce sıcak bir suyla ellerimi yıkayıp vücut ısımı eski haline getirmek gibi bir düşünce geçti aklımdan. Öyle de yaptım Daha iyiydim şimdi. Sıcak bir kahve fincanını iki elimle tutup oturduğumda sadece üşümenin değil , sokaklarda amaçsızca yalnız yürümenin bir iç savaşını atlatmıştım. Yalnız değildik belki dünya da … Ama ya derinler de?

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.