Hepimiz biliyoruz ki, 18 yaşına gelince ilk hedef o ehliyeti cebe koymaktır. Direksiyon başına geçmek, özgürce yol almak büyük bir tutku. Ama o kartı alana kadar neler çektiğimizi bir düşünün: Teorik derslerde dirsek çürütmek, park manevralarını hatasız yapmak için ter dökmek ve sınav günü o müfettişin yan koltukta her hareketimizi not etmesi... Neden? Çünkü kuralına göre oynamazsan, trafiğe çıkıp hem kendini hem başkalarını yakarsın.
Şimdi bu sahneyi biraz daha genişletelim ve perspektifi ebedi hayata çevirelim. Aslında şu an hepimiz, sonu Cennet olan devasa bir "Yaşam Kursu"nun kursiyerleriyiz.
"L" Parktan Daha Zor: Nefis Kontrolü
Ehliyet kursunda en çok "L" parkta veya yokuşta kalkışta zorlanırız değil mi? Hayat yolculuğunda da buna benzer "zorlayıcı etaplar" var. Bazen bir arkadaşımızın kalbini kırmamak için yutkunmak, bazen haksız bir kazançtan uzak durmak, bazen de sabahın köründe kalkıp o manevi disiplini (namaz, dürüstlük, sabır) sergilemek... İşte bunlar bizim "yokuş kalkışlarımız."
Eğer bu dünyada nefsimizin direksiyonuna hakim olamazsak, araba bizi değil, biz arabayı (arzularımızı) sürükleriz. Sonuç? Şarampol. Yani manevi bir kaza.
Kırmızı Işıkta Durmak Özgürlüğü Kısıtlamaz, Hayat Kurtarır
Gençken bazen kurallar can sıkıcı gelir. "Neden bu hız sınırı var?" deriz. Ama o sınır, virajı alamayıp uçurumdan uçmayalım diye oradadır. Maneviyattaki "haramlar" ve "sınırlar" da tam olarak budur. Onlar bizim özgürlüğümüzü kısıtlamak için değil, ruhumuzu "pert" olmaktan kurtarmak için konulmuştur.
Dünya pistinde kırmızı ışıkta (günahta) ısrar eden bir sürücü, finaldeki o büyük sınavda maalesef "yetersiz" notuyla karşılaşabilir. Cenneti hak etmek, bu trafik levhalarını (ayetleri ve vicdanın sesini) doğru okumaktan geçer.
Sırat: Final Sınavının En Zor Parkuru
Sırat köprüsü, aslında bizim dünya boyunca sürdüğümüz rotanın bir izdüşümüdür. Eğer burada "yolların ustası" olduysak; yani yalan söylemeden, kul hakkı yemeden, kimsenin canını yakmadan sürdüysek, o köprü bizim için otoban gibi akıp gider. Ama burada her kuralı ihlal eden, sürekli başkasının şeridine giren ve trafik canavarlığı yapan bir ruh için o köprü, geçilmesi imkansız bir dar geçide dönüşür.
Unutma; Sırat’ta takılıp kalmamak için, vitesi şimdiden "salih amel"e takmak ve direksiyonu "istikamet"ten ayırmamak gerekiyor.
Sonuç: Senin Ehliyetin Hangi Renk?
Dünyadaki ehliyetin bir süresi var; yaşlanınca biter, ölünce hükmü kalmaz. Ama "takva" ve "güzel ahlak" ile alınan o manevi ehliyet, seni ebedi mutluluğun kapısından içeri sokacak tek belgedir.
Şu an hala eğitim sürecindesin. Direksiyon senin elinde, pedallar senin emrinde. Kurs hocası (vicdanın ve rehberlerin) sana doğruları söylüyor. Tek yapman gereken; gaza (hırsa) değil, frene (sabıra) basman gereken yeri iyi bilmek.


0 Yorumlar